in

Uzun Süredir Hasretle Beklenen Erşan Kuneri Dizisinin Detaylı İncelemesi

Cem Yılmaz’ın uzun süredir beklenen ve görünüşe göre izleyenleri seven ve sevmeyen şeklinde ikiye bölen Netflix dizisi Erşan Kuneri, artık yayında. Diziyi farklı yönlerden ele alıyoruz.

erşan kuneri’nin solo projesi uzun süredir konuşuluyor
Dolayısıyla beklenti oldukça yüksek ama Gora 2004 yılında yayınlandı dersek 18 yılda çok şeyin değiştiğini söyleyebiliriz. Ülkede mizah değişti, sinema anlayışı değişti, dijital platformlar geldi, Cem Yılmaz’ın kendisi bile değişti. bu nedenle, ürünün tam olarak ne olacağı bilinmiyordu. Şimdi bakalım 8 bölüm sonra dizi nasıl sonuçlanmış.


Önce hikaye yapısından başlayalım.
Dijital platformlarda yapılan çalışmalarda bölümün yazımı ve konusunun oturmadığını düşünüyorum. Yani her bölümün kendi teması olacak ve bazı günlük olayların yanı sıra sezonun genel hikayesine katkı sağlayan şeyler izleyeceğiz, aslında temel mekanik bu. Bunda neden ısrar ediyorum? Çünkü birincisi böyle olmadığında dizinin süresi 6-7 saat diyelim, sanki 7 saatlik tek bir film izliyormuşuz gibi oluyor ve bu yapı hem takip etmesi zor hem de izlemesi yorucu oluyor. bak mesela yurt dışında bu olay standart gibi birşey. Bir buçuk metreden sopranolara kadar tüm dramalar bu mekaniği takip eder.

Sanırım erşan kuneri ilk defa bu mantığı kullanmaya başladı. çünkü her bölüm farklı bir temaya sahip. ama burada da iki sorun ortaya çıkıyor: birincisi, bölümler arasında devam eden genel bir bağlantı yok. Yani Simpsons bölümleri gibi neredeyse her bölüm birbirinden bağımsız. bir komedi dizisi için pek sorun olmayacak ama Erşan’ı çizgi filmden çıkarıp dram karakterine dönüştürdüğünüzde epizodik yapı kopukluk yaratıyor.


Bu aslında karakter değişikliği ile ilgili. Gora’da hatırladığımız gibi erşan kendini beğenmiş bir karakterdi. burada artık seks filmleri yapmak istemiyor. Bu değişim de onu bir dizi karakteri yapıyor ama Erşan’ın neden değişmek istediği hakkında bir açıklama yok. bu aslında çok temel bir drama mekaniği. Tüm dramalarda ana karakter standart yaşamını sürdürürken, onu değişmeye iten içsel veya dışsal bir motivasyon vardır. Erşan ise bu motivasyona sahip değil. Örneğin hapisten çıktıktan sonra sinema piyasasının değiştiğini görse, yaptığı işin küçümsendiğini, alaya alındığını fark etse, aldığı ikincilik ödülünü hatırlasa ve film yapma moduna girmiş olsaydı, karakterle daha tutarlı bir bağlantıya sahiptir. Şimdi diyeceksiniz ki bahsettiğiniz adam erşan kuneri, ne bağı ne dramatik değişimi… Burada izlediğimiz karakter artık Gora’da gördüğümüz karakter değil. O bir çok dizide yazılmış bir karakter ve bu standartları karşılamıyorsa, bu konuda yapabileceğiniz hiçbir şey yok.

bu aslında biraz göz ardı edilebilecek bir durum ama bölümlerin asıl can sıkıcı noktası parodilerin incelikli olmaması. Şimdi söyleşilerine ve stand-up’larındaki gözlemlerine baktığınızda Cem Yılmaz’ın ne kadar zeki olduğunu anlayabilirsiniz. Ayrıca parodide oldukça iyidir. Lezzet ve doku zamanlarında bile Star Trek ile dalga geçti. Hah işte burada parodi yaparken Cem Yılmaz’ın kimsenin göremediği gözlemler yapması ve bize aktarması bekleniyor. Mesela ilk bölüm olan Kuru Murad’ı izlemesi eğlencelidir ama 4 cüneyt arkin filmi izleyen herkes böyle espriler yapar. Dizinin asıl sorunu aslında burada: Size beklediğiniz mizahı sunamıyor.


Nerede mizah ürettiğini sorarsanız, bu biraz sorunlu.
Şimdi insanlar dizide çok fazla küfür olduğunu söylediler ama seks filmi yapan insanlarla ilgili bir dizide bu kadar argo olması normal. çünkü bu evrendeki insanların doğası bu. ama şakayı imalardan ve kelime şakalarından çıkarırsanız, insanların artık buna gülmesi zor. çünkü dürüst olmak gerekirse sığ bir yöntem. Ancak insanların tabiatını bu şekilde yazsalardı ve normal hayatla olan tezatlarını gösterselerdi, tıpkı ofis örneğinde olduğu gibi aslında en kaliteli mizah türlerinden biri olan durum komedisi gibi bir sonuca varırdık.

Serinin teknik tarafına bakalım
Şimdi bir fırsat olarak bakarsak Cem Yılmaz’ın Türkiye’deki en kaliteli ekipman ve teknik ekibe ulaşma şansı olduğunu söyleyebiliriz. İsminin marka değerinin yüksek olduğunu ve bütçe açısından ne gerekiyorsa onu yatırma alışkanlığına sahip olduğunu biliyoruz. bu sebeple dizi de son derece kaliteli çekimlere sahip. ama bir sorun var: dizi, bir reklam filmi gibi son derece parlak renklere sahip. her sahne yoğun bir şekilde aydınlatılır ve her sahnede baskın olarak en az iki veya üç farklı ışık kullanılır. ha, bu gösteride buna gerek yok. çünkü bu dizi 1981 yılında geçiyor ve o dönemin filmlerindeki renkler genelde biraz soluk oluyor. (gerçi arzu film falan filmleri restore edip youtube’da yayınlayınca bu algı değişti ama o zamana kadar gözlerimiz o soluk renklere alışmıştı bile) bu nedenle parlak renkler yerine biraz soluk renkler hem diziye anlatım olarak hizmet ederdi hem de bizim gözlerimiz bu kadar yorulmamış olurdu.

sonuç olarak

dizi beklentilerimizin altında kaldı diyebiliriz. gerçi bir ali baba ve yedi cüceler kadar sıkıcı değil. en azından konuları hızlı hızlı geçtiği için akıcı bir anlatım olmuş. dizi de genel olarak eğlenceli. belki diziyi cem yılmaz değil de başka biri yapsa bu kadar üzerine gelinmezdi diye düşünüyorum.

bir de bu yazıdan önce evde oturup kısa bir değerlendirme yapmıştık. sonra dedik ki kayıt falan da alalım. onu da youtube’a attık.

Bir cevap yazın

Written by Yalı Çapkını

Sanayi Devrimi Neden Osmanlı Devleti Sınırları İçinde Gerçekleşmedi?

Yalnızken Boğazımıza Bir Şey Kaçtığında Ne Yapmalıyız?