İstanbul’un Dikilitaşlarının Efsane ve Tılsımları!

Evliya Çelebi, İstanbul’un her türlü felaket ve dertten korunması için, kentin değişik yerlerine, deği­şik tılsım mahiyetinde taşların dikilmiş oldu­ğunu yazmış.


60
49 Paylaşım, 60 points

İstanbul’da Bizans döneminden kalma  birçok dikilitaş mevcutve bunların bir kısmının da zamanla yıkıldığı biliniyor. Evliya Çelebi de İstanbul’un her türlü felaket ve dertten korunması için, kentin değişik yerlerine, deği­şik tılsım mahiyetinde taşların dikilmiş oldu­ğundan bahseder.


Yılanlı Sütun

İstanbul’un Klasik döneminden günümüze kadar ulaşmış en eski büyük boyutlu anıttır. 29 boğumu günümüze ulaşan bronz sütun, MÖ 479’da Pers ordusu karşısında birleşen Yunan şehirlerinin kazandığı zafer anısına yapılmış ve Delfi’deki Apollo mabedine dikilmişti. Eserin İstanbul’a İmparator Konstantin tarafından 324 yılında getirildiği kabul edilir. Şehri böceklere ve sürüngenlere karşı korumak için büyülü güçlere sahip olduğuna inanılırdı. Günümüze 5metrelik bölümü gelebilmiştir; alt ve üst kısmı kırıktır. Yılanlı Sütuna ait yılan kafalarından ikisi kayıptır; üçüncü kafa İstanbul Arkeoloji Müzesi’ndedir.

Üç başlı ejderha şeklinde olan bu direğin, akrep, çıyan ve yılan gibi hayvanları kentten uzak tuttuğuna inanılırdı. Evliya Çelebi bu objenin etkisini nasıl yitirdiğini şöyle açıklar:

“Başının birisini bir yeniçeri kılıçla vurarak kırmıştır. O anda direğin tılsımı kısmen bozul­muş ve istanbul’un içine yılan, çıyan, akrep ve benzer hayvanlar dolmuştur. Denildiğine göre, yarı yüksekliği, Sultanahmet Camii yapılırken toprak altında kalmıştır.”


Ayasofya’nın Dört Mermer Direği

Ayasofya Camii’nin güney tarafında dört adet mermer direk ve bunların üzerlerinde de 4 meleğin, yani Azrail, İsrafil, Mikail ve Cebrail’in resimleri bulunurdu. Bu melekler dört yöne doğru bakarlardı. Rivayete göre, yılda bir kez Cebrail resmi kanat çırpıp bağı­rınca doğu bölgelerinde bolluk olurmuş,. İsrafil resmi kanat çırpınca batıda kıtlık olur­muş. Mikâil resmi aynısını yapınca kuzey yönünde ortaya bir kahraman çıkarmış. Azrail resmi kanat çırpsa bu kez dünya çapında bir veba salgını olurmuş. Evliya Çelebi, bu tılsımın akıbetini şöyle anlatır:

 “Hz. Muhammed zamanında meydana gelen depremler bunları yerle bir etmiştir. Bugün bunların direklerini Çukurçeşmeler bitişiğinde görebiliriz.”


Milyon Taşı

Milion taşı,İmparator Büyük Konstantin tarafından,328 yılında,Küdüs’den getirilerek,Yerebatan sarnıcı önündeki bugünkü yerine dikilmiştir. Konstantin, İstanbul’u Roma İmparatorluğunun başkenti ve dünyanın merkezi yaptığı için, Hz.İsa tarafından dokunulduğu varsayılan bu taşı buraya diktirmiş ve tüm dünyanın sıfır noktası olarak ilan etmiştir.


Örme Sütun (7. Konstantip Taşı)

Sultanahmette, yılanlı sütunun arkasındadır. Üzerindeki kitabeden okunduğuna göre Rodos şehrinin meşhur anıtıyla rekabet için yapılmıştır. 944 yılında yapılan anıt Hipodromun ortasındaki Spina duvarı üzerinde durur ve meydana ikiye ayırırdı. Üzerinde halkalar ve makaralar vardı. Bu makaralara halkı güneşten korumak için “yölüm” denilen tenteler çekilirdi. Birinci Bazil’in (Vasil) savaşlarını gösteren tunç levhalar 1204 yılındaki Lâtinler istilasında yağma olundu. Bazıları sütunun evvelce tamamen tunç ile kaplı olduğunu söyler. Boyu 32 metredir.


Dikilitaş (Teodos Sütunu)

İstanbul’un en eski anıtıdır.. Milâttan önce 1547 yılında Mısır firavunlarından üçüncü Totmazis tarafından, babası “AmonRa” için Mısırda Heliopolis şehrinde dikilmiştir. Dikilitaş, Bizans imparatoru Jülyen tarafından Mısırdan İstanbul’a nakledildi. Fakat Jülyen’in ölümü üzerine 30 sene Marmara kıyısında kaldı. 390 yılında Birinci Teodos deniz kıyısından At Meydanına kadar yaptırdığı özel bir yoldan taşı şehre naklettirdi. Taşın dikilmesi bir ay sürdü.

Taşın üzerindeki hiyeroglif yazıları Totmazis’in zafer’erini anlatmakta ve şöyle demektedir: “Bu iktidar sahibi hükümdar bütün dünyayı mağlup etti. Memleketin hududunu Mezopotamya’ya kadar genişletti. Fırat’ı aştı ve askerlerinin başında olduğu halde zafer kazandı. Hükümet ve saltanatı Ra’nın semadaki saltanatı gibi istikrarlı ve sonsuzdur. Bu abideyi pederi AmonRa için yaptırdı. Firavunluğunun 50 inci yılında bu taşı diktirdi.”


Çemberlitaş

Roma’daki Apollon mabedinden getirilmiştir. Üzerinde eskiden, doğan güneşi selamlayan Apollon heykeli vardı. Sütun 57 metre yüksekliğindeydi. Büyük Konstantin Roma İmparatorluğunun merkezini İstanbul’a naklederken yeni başkenti birçok anıtlarla süslemişti. “Form Konstantin” denilen Çemberlitaş meydanı o tarihlerde çok mamurdu. İmparator 330 senesinde Apollon heykelinin yerine kendi heykelini ve Apollon’un alameti olan yedi ışık yerine de İsa’yı çarmıha mıhlayan çivileri koydurmuştu! Daha sonraları bu sütun üzerine imparator Jülyen ve Teodos’un heykelleri konuldu. 1081 de yıldırım düştü.  İleryelen yıllarda Haçlı Seferlerinde yağmalandı.

Teodos’un, heykeli ve üst kısım harap oldu. Birinci Aleksi Konmen tamir ettirdi. Kitâbeli bir mermer başlık koydurdu. Osmanlı devrinde çıkan bir yangında taşlar karardı. İkinci Mustafa (1695 – 1704) alt kısmın etrafına bir duvar ördürdü. Taşları demir çemberlerle birbirine bağlattı. Bu tarihten sonra Çemberlitaş diye anıldı. 

Kırmızı renkli som mer­merden yapılma yuvarlak bir sütun, bugünkü adıyla Çemberlitaş, sığırcık kuşlarının çevre­sinde toplandıkları, uzak diyarlardan getir­dikleri zeytin dalları ve zeytinlerini bıraktıkları bir taş olarak anlatılır. Bu zeytin­leri yiyen rahiplerin açlıklarını giderdiklerin­den de söz edilir.


Arkadyüs Sütunu 

Cerrahpaşa Camii’nin bulunduğu yoldan giderken sağda ilk sokağın içindedir. 403 yılında Arkadyüs tarafından orada bulunan Arkadyüs Forumu’nun ortasına dikilmişti. Üstünde kendi heykeli vardı. 50 metre yüksekliğindeydi ve etrafında dönen 233 merdiveni vardı. Şimdi bir metrelik bir sütun parçası ile kaidesi kalmıştır. 

Heykel yılda bir kez değişik mahiyette bir ses çıkarır, çevredeki bütün kuşlar heykelin etra­fında dönmeye başlar ve bunların binlercesi yere düşünce, halk da kuşları toplayıp yer­lerdi. 


Kıztaşı

5’inci asırda imparator Marsiyan tarafından heykel kaidesi olarak diktirilmiştir. Eskiden bir evin bahçesi içindeydi. 1908 yangınından sonra bir meydanın ortasında bırakıldı. Granit sütun ve mermer başlıktan ibarettir. Eskiden İstanbul’un üçüncü tepesinde porfir bir sütun üzerinde Afrodit’in heykeli bulunurdu. 

Bir Bizans efsanesine göre günahkâr genç kızlar bu taş önünden geçerken taş hafifçe eğilerek işaret edermiş? Kıztaşı bir gün imparator Jüstinyen’in baldızını göstermiş ve genç kız hemen cellâtlara havale edilmiş!

Süleymaniye Camii yapılırken Kıztaşı yerinden sökülerek camiin içinde istinat direklerinden biri olarak kullanılmıştır. Kaidesiyle birlikte 15 metreye yaklaşan taşın üzerinde evvelce Marsiyan’ın bir heykeli vardı. Kaidesindeki yazılar şöyle der: “Sütunun üzerindeki imparator Marsiyan’ın heykeline bak! Tasiyen’in bu eserini Dasiyüs ilâhlara üç defa armağan eyledi…” yazar.


Gotlar Sütunu

Gülhane Parkı’nın sahile yakın kesiminde bulunmaktadır. Bizans imparatoru ikinci Klod’un Sırbistan’da Gotlara karşı kazandığı bir savaşın anılması için dikilmiştir. Başlığı “Korent” tarzındadır. Yüksekliği 15 metredir. Üzerinde İstanbul’u kuran “Bizans”ın heykeli bulunduğu söylenir. Deniz tarafındaki yüzünde “Kaderin mağlup ettiği Gotlardan dolayı bu anıt dikildi” anlamına gelen Lâtince bir cümle vardır: “Ob devictos Gothos fortunae Reduci”…


Tyanalı Apollonius 

M.S. 1. yüzyılda İstanbul’ da, Yılanlı Sütun’unkine benzer bir işlev gören bir heykel diktirmişti. Evliya Çelebi’nin de sözünü ettiği bu taş, tılsımı sayesinde sineklere karşı kenti koruyordu. Romalı tarihçi Plonius’a göre, Apollonius, İstanbul’u sineklerden kurtarmak için bir sanatçıya büyük boyda bronz bir sinek heykeli yaptır­mış ve bunu kente girip çıkan çok sayıda kişi­nin görebileceği bir yere diktirmişti. Çok kısa bir süre sonra kentteki sineklerin öldüğü ya da ortadan kaybolduğu görüldü. Evliya Çelebi bu tılsım için, “Hâlâ etkisi görülmektedir” diyordu.


Altımermerler

Mermerlerin birinde de, üzerindeki leylek resminden dolayı rüzgârın etkisiyle oluşan titreşimler­den, kentteki leyleklerin hepsi ölürdü. Çelebi, bu yüzden İstanbul’un içinde leylek bulunma­dığını, leyleklerin sadece Eyüp ile Üsküdar semtlerinde yuva yaptıklarını belirtir.

Altımermer’in üçüncüsünde, bir horoz tasviri vardı. Bu horoz her sabah erkenden öterek, öteki horozları göreve çağırırdı. Evliya Çelebi, “Günümüzde İstanbul’daki horozlar öteki kentlerin horozlarından önce öterler ve uyuyanları sanki namaza kalkmaları için uyarırlar” diye yazar.

Altımermer’in dördüncüsünün üzerinde bir kurt tasviri bulunurdu. Koyun sürülerini kurtların kötülüğünden korur, çobansız otla­malarını sağlardı. Altımermer’in beşincisi üzerinde, birbiriyle kucaklaşmış bir genç erkekle kadını tasvir eden tunçtan bir heykel dururdu. Kavgalı kan-kocalar gelip bu direğe sarıldıklarında hemen banşırlardı. 

Gene Altımermer’in birinde, biri ihtiyar bir erkeği diğeri de bunak bir kadını gösteren beyaz mermerden iki resim bulunurdu. Geçinemeyen karı-kocalar gelip bu resimleri kucakla­dıklarında hemen boşanırlardı. Çelebi,


Dört Köşeli Sütun

Sultan Beyazıt Hamamı’nın altındaki dört köşeli sütunun tılsımı da veba hastalığına kar­şıydı. Bu sütun ayakta kaldıkça kente veba hastalığı girmemişti. Hamam inşa edilirken bu direği yıktılar. O anda Sultan Beyazıt’ın bir oğlu vebadan ölmüş ve ondan sonra da İstanbul’a veba yayılmıştır.

Kaynak: 1 2 3


İlginizi çekebilecek diğer içerikler:

Kız Kulesi’nin Altındaki Gizli Geçit!

Şehzadebaşı’ndaki Yeşil Sütun’un Sırrı!

Bilinmeyen Yönleri Ve Tarihiyle “Galata Kulesi”

Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde Geçen Paranormal Olaylar!


Beğen, ve Arkadaşlarınla Paylaş, Onlar da haberdar olsunlar.

60
49 Paylaşım, 60 points