Göbeklitepe Tapınak mı, Barınak mı?

Yapının bir tapınak olduğunu gösteren doğrudan bir kanıt yok; bazı uzmanlar bir "tapınak" değil de bir "barınak" olarak inşa edilmiş olabileceğini düşünülüyor.


43
52 Paylaşım, 43 points

Bu soru, arkeologların kafasını uzun bir süredir karıştırmaktadır. Sorunun cevabı, birkaç katmanlıdır. Öncelikle, bu bölgenin yaşı doğru bir şekilde tayin edilebilmelidir. Bunu yapmak için en az 4 farklı radyokarbon testi yapılmıştır:

  • Kazı alanının “C Bölgesi” adı verilen yerden alınan Ua-19561 numaralı, sütunların üzerindeki pedojenik karbonat kaplamadan alınan örnek, Göbekli Tepe’nin M.Ö. 7560-7370 yılları arasına ait olduğunu göstermiştir.
  • “B Bölgesi”nden alınan Ua-19562 numaralı kaplama örneği, bölgeyi M.Ö. 8280-7970 yıllarına tarihlendirmiştir.
  • “3. Katman” olarak bilinen yerden alınan Hd-20025 ve Hd-20036 numaralı kömür örnekleri, bölgeyi M.Ö. 9130-8620 yılları arasına tarihlendirmiştir.

Yani Göbekli Tepe’nin binlerce yıl önce inşa edildiği kesindir. Ancak ilginç bir şekilde Göbekli Tepe’nin bir yerleşim alanı olduğunu gösteren kanıtların hiçbirine ulaşılamadı: hiçbir kap kacak, hiçbir ev veya çöp çukuru, hiçbir doğurganlık figürü bulunamadı. Alet kullanımına dair hiçbir veriye ulaşılamadı. Hiçbir taş çekice veya bıçağa rastlanmadı.


Bu, bölgenin jeolojisi dolayısıyla pek de şaşırtıcı olmayabilir. Çünkü bol miktarda kireçtaşı üzerine inşa edilmiş olan Göbekli Tepe’nin işçileri, muhtemelen çok sert aletler olmaksızın bile taşları kolaylıkla sütun haline getirebildiler ve çok da zorlanmadan birkaç yüz metre taşıyabildiler. Asırlar geçtikçe, daha önceden gelenlerin inşa ettikleri dairesel sütun yapıları çamur içinde kaldı ve gömüldü. Yeni gelenler, eskilerin üzerine yeni sütun daireler inşa ettiler. Böylece Göbekli Tepe’nin meşhur “tepe” kısmı inşa edilmiş oldu. 

Ludwig Maximilian Üniversitesi’nden arkeozoolog Joris Peters, 1998 yılından bu yana Göbekli Tepe’den çıkarılmış 100.000’den fazla kemik kalıntısını inceledi ve birçoğunda kesik izlerine ve kıymıklı uçlara rastladı. Bu, insanların o dönemde aletler kullanarak hayvanları kesip doğradığını gösteriyor. Yani alet kalıntısına rastlanmamış olsa da, sadece aletlerle yapılabilecek izlere rastlandı. İncelenen örneklerin on binlercesi vahşi hayvanlara aitti. Bu da, Göbekli Tepe’yi inşa edenlerin avcı-toplayıcı yaşam biçimine sahip olduğunu gösteriyor. Peters şöyle diyor: Var olan kalıntıların neredeyse hepsinin vahşi avlara ait olması, Göbekli Tepe’de yaşayan insanların henüz hayvanları evcilleştirmediğini ve tarıma başlamadığını gösteriyor. 

Ancak bu demek değil ki bu dönemde yaşamış insanlar büyük değişimlerin başlangıcında değildi… Göbekli Tepe’nin bir tapınak olarak inşa edildiğini düşünen Schmidt’in de söylediği gibi “Önce tapınak geldi, sonraysa şehir…” Ona göre bu “tepedeki tapınak”, 150 kilometre uzaktan bile insanların gelip ibadet edebildikleri bir yapı olabilir. Burada bulunan av kalıntıları, sadece beslenme amacıyla değil, aynı zamanda ölülere (ve belki de tanrılara) sunulan adaklara ait olabilir.

Tapınak mı, Barınak (Sığınak) mı?

Yapının bir tapınak olduğunu gösteren doğrudan bir kanıt yok; bazı uzmanlar bir “tapınak” değil de bir “barınak” veya “sığınak” olarak inşa edilmiş olabileceğini düşünüyorlar. Çünkü muhtemelen antik atalarımızda barınma ihtiyacı, ibadet ihtiyacından çok daha güçlüydü ve uzak bölgeler arasında göç ederken bir “dinlenme noktası” olarak inşa edilmiş olması çok daha olasıydı.

İlginç bir şekilde, sütunlar üzerindeki çizimlerde toplu bir şekilde avlanmaya veya yaralı hayvanlara yönelik vahşi çizimlere rastlanmıyor. Dahası, yapılan çizimlerde aslanlar, yılanlar, örümcekler ve akrepler gibi hayvanlardan ziyade, dönemin insanlarının muhtaç olduğu geyik gibi hayvanlara daha çok yer veriliyor. Bu da, Göbekli Tepe’nin daha “kutsal” ve “arınmış” bir yapı olduğuna yönelik düşünüşe kanıt olarak gösteriliyor.

Ancak bazı arkeologlar buna karşı çıkıyorlar. Çünkü daha azınlıkta olsa da, oldukça ilginç, adeta “psikedelik” ve vahşi çizimler de yer alıyor: Örneğin her ne kadar akrep gibi hayvanlara çok yer verilmemiş olsa da, sütunlardan bir tanesinde ufak bir çanta büyüklüğünde bir akrep çizimi bulunuyor; halbuki bu büyüklükte bir akrebin yaşamadığını biliyoruz. Aynı çizimde çakal benzeri bir hayvanın kaburga kemiklerinin kırılarak açıldığını görüyoruz. Bir diğerinde gözsüz “ördek”-benzeri bir çizim yer alıyor ve bu ördek, oldukça detaylı çizilmiş bir yaban domuzunun üzerinde yüzüyor.

Göbekli Tepe Neden Önemli?

Göbekli Tepe’nin en büyük etkisi, avcı-toplayıcı atalarımıza yönelik fikirlerimizi köklü bir şekilde değiştiriyor olmasıdır. Genellikle avcı-toplayıcıların sanat gibi unsurlardan uzak olduğu, büyük yapılar inşa edemeyecek düzeyde olan insan grupları olduğu düşünülmekteydi. Benzer şekilde, avcı-toplayıcılarda karmaşık sembol sistemlerinin bulunmadığı, sosyal hiyerarşilerin henüz netleşmediği, görev dağılımının çok kısıtlı olarak yapılabildiği düşünülüyordu. 

Ancak eğer ki Göbekli Tepe yerleşik yaşama geçmemiş, göçebe avcı-toplayıcılar tarafından inşa edildiyse, bu fikri tamamen baştan düşünmemiz gerekiyor demektir. Çünkü bu sayılanlar olmaksızın neredeyse 90.000 metre kare alana yayılan bir yapı inşa etmeniz mümkün değildir.

Ayrıca Göbekli Tepe, o zaman diliminde olan diğer tüm kazı alanlarından çok daha karmaşık bir mimariye sahiptir. Göbekli Tepe’nin keşfinden bu yana, onunla benzer yapıda olan Hamzan Tepe, Karahan Tepe, Harbetsuvan Tepesi, Sefer Tepe ve Taslı Tepe gibi diğer yapı alanları tespit edilmişse de, bunların birçoğu Göbekli Tepe’den çok daha küçük ve basit yapılıdır. Ancak bu diğer alanların keşfi ve coğrafi konumları, bu yapıların gerçekten de avcı-toplayıcıların toplanma ve belki de ibadet alanları olduklarını doğrulamaktadır. Bir görüşe göre Göbekli Tepe, diğer tüm bu küçük toplanma alanlarının merkezinde bulunuyordu ve adeta bir üs görevi görmekteydi.

Göbekli Tepe ile ilgili bilinmeyen çok fazla soru işareti var. Örneğin keşfedilen taş çizimlerinin tam olarak ne anlama geldiği çözülebilmiş değil. Göçebe toplumların böylesi bir yapıyı inşa edecek şekilde organize olmayı nasıl başardığı halen tam olarak bilinmiyor. Eğer bu yapı içinde kimse yaşamadıysa, yapılan hayvan çizimleri “totem” ya da “kötü ruhlara karşı bir büyü” gibi görülebilir mi? Kimse bilmiyor.

Ancak ne olursa olsun, M.Ö. 8000 yılı civarında Göbekli Tepe işlevini yitirmeye başladı ve artık insanlar buraya yeni sütunlar yapmayı bıraktılar. Nihayetinde ise bu ilginç yapıyı tamamen terk ettiler. Binlerce yıl boyunca toprak altında uyumuş olan bu sıra dışı keşif, insan evriminin geçmişine güçlü bir ışık tutmak isteyen bilim insanlarının araştırma ve çalışmalarını bekliyor.


Beğen, ve Arkadaşlarınla Paylaş, Onlar da haberdar olsunlar.

43
52 Paylaşım, 43 points